Film Künyesi:
- Yayın Tarihi: 8 Kasım 1996 (Birleşik Krallık)
- Yönetmen: Peter Greenaway
- Film Müziği: Brian Eno
- Sinematografi: Sacha Vierny
- Oyuncu Direktörleri: Liora Reich, Abi Cohen, Aimi O, Carrie O’Brien, Hitomi Ishihara
FİLMİN GÖRÜNTÜSEL ANLATIMI
Nagiko’nun Kyoto’da yaşayan ve ünlü bir kaligraf olan babası, kızının her yaş gününde armağan olarak onun bedeni üzerine portreler çizmektedir. Aradan yıllar geçer ve Nagiko büyüyerek genç bir kadın olur. Ancak bu eski anısını cinsel açıdan son derece heyecan verici bulan Nagiko, bedenini tuval olarak kullanacak ideal sevgiliyi aramaya başlar.
Bir gün Hong Kong’ta İngiliz çevirmen Jerome ile tanışır. Genç adam onu “bir tuval olmaktansa fırçayı kullanan kişi olmaya” ikna eder. Böylece Nagiko, sevgilisinin bedeni üzerine resim yapmaya başlar. Bir süre sonra Jerome, bedeni üzerine işlenen yapıtı tanıdığı eşcinsel bir yayıncıya gösterir. Yayıncı da zaten uzun zamandan beri yepyeni bir sanat çalışmasının hayalini kurmaktadır: İnsan teninden oluşan sayfalar üzerine yazılan ve mürekkep yerine insan kanının kullanıldığı mükemmel bir kitap…
GÖSTERGE ÇÖZÜMLEMESİ
Filmin Hong Kong’da geçmesi; Manierist bir eklektik ve aşırılık olarak gerçek ve estetik anlamda yerini bulur. Çünkü Hong Kong ortak kültürleri barındıran bir noktadır; tarihsel, kültürel ve ekonomik açıdan bir kolaj kenttir. Metinlerarası ilişkinin gerçek anlamda yaşandığı yer burasıdır. Bu yaşanmışlık ancak Japon kültürünün bu noktaya aktarılmasıyla sağlanır.

Sanat geleneğini Çin’den alan Japon sanatı, Japonya’ya Budizm aracılığıyla ulaşmıştır. Bu sanatın temel niteliği ise çevresindeki doğayla olan sıkı bağlılığıdır. Filmde de bu özellik alttan alta vurgulanır. Doğayla ilgili olan bu duyum, doğayı her zaman sevgiyle göz önünde bulundurmak biçiminde belirginleşir. Japon sanatındaki incelmişlik, feodal bir topluma dayanan aristokratik bir ruh ile birleşmesinin sonucudur. Bu ise; güzel ve değerli şeylere, iyi malzemeye ve sanat ustalığına duyulan sevgidir. Sanatı her türlü maddesel ağırlıktan uzaklaştırıp ona eşsiz bir biçim stilizasyonu, grafik resimlerde ince bir ritim, zarif ve cesur bir renk uyumu ile ortaya koymak, bu sanatı Batı sanatından ayıran başlıca ögelerdir.
Filmde kaligrafinin yanı sıra onu tamamlayan diğer bir öge de edebiyattır. 8. yüzyılda ortaya çıkan Japon edebiyatı; yazı dili ile konuşma dili arasındaki derin uçurum nedeniyle bir anlamda Peter Greenaway’in, Prospero’nun Kitapları’nda ortaya çıkarmaya çalıştığı edebi biçimi andırır. Çünkü önce söz vardır ve imgeler aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Japon yazarlar çoğu kez belirsizliği ve sözcüklerin iki zamanlılığını (polysemy), kesinliğe ve açık seçikliğe yeğlediklerinden Japon edebiyatında okuma eylemi her zaman yoğun bir çaba gerektirir. Japon şairler sözcük sayısının azlığını anlatımın önünde bir engel olarak değil, anlatımı inceliğe zorlayan yararlı bir sınırlama olarak görmüşlerdir.
Saray aşkları, kadın-erkek ilişkileri, dil ve üslup kusursuzluğu özgünlükten daha önemlidir. Filmde, neredeyse 1000 yıllık bir günceden söz edilir. Günce, eski imparatorluk dönemlerinde Japonya’da sıkça rastlanan kadın şairler tarafından yazılarak, hem güncel hayatı içeren hem de güncel hayat aracılığıyla günümüz dünyasının unuttuğu dış gerçekliğe ait ayrıntılara girerek listeler halinde uzayıp giden bir anlatımı sunar. Günümüz Japonya’sında ise bir genç kız, yazıyla ve bir edebiyatçı-kaligraf olarak babasının yüzüne çizdiği ilk kaligrafiyle yazgısını, geçmişteki kadın şairin izinden sürdürmeye başlar.
DİZİSEL VE DİZİMSEL GÖSTERGE
Doğu sanatında yaygın bir gelenek olan dövme; anlamları kutsal saymak, onlara hayatiyet kazandırmaktır. Bu bize Prospero’nun Kitapları’ndaki “performative speech”i (edimsel söz) hatırlatır. Orada da sözün, yazıdan ziyade bir olay ya da oluş olduğu ve her sözün bir performansa yönelik olduğu konusu ele alınır. Dövme ya da vücut üzerinde yapılan herhangi bir işaret, canlı bedenler üzerinde bir aura oluşturmakla ilgilidir. Ayrıca kişinin toplum içindeki yeri, konumu, acıları ve trajedisi dövmeler aracılığıyla öğrenilebilir. Bu durum, kişinin isminden daha önce gelip onu göstergeler aracılığıyla tanımlayan kültürel bir sürekliliğe aittir.
Tuval Bedenler, 10. yüzyıl Japonya’sında imparatoriçe Sadako’nun zeki nedimesi tarafından yazılmış on bir metinlik bir toplam olan Sei Şonagon’un Başucu Kitabı’na dayanır. Greenaway, Japonya ve Hong Kong’da geçen 20. yüzyıla ait koşut bir hikayenin temelini oluşturan kendi on üç kitabını yazmıştır. Çağdaş öyküde, genç bir Japon kadını olan Nagiko, aşıklarının bedenlerinin üzerine mektuplar ve ardından öyküler yazar. Bunlardan biri olan Jerome, canlı bir elyazması olarak Nagiko’nun yayıncısına gider. Nagiko’nun azalan ilgisini yeniden kazanmak için intihar edermiş gibi yaparken gerçekten ölür. Bedeni yayıncı tarafından mezardan çıkarılır ve derisi, üzerinde yazılı hazine değerindeki harfler uğruna yüzülür. Sonunda yayıncı, üstüne intikam peşindeki Nagiko’nun ölüm ilanını yazdığı bir Sumo güreşçisi tarafından öldürülür.
Film, parçalı bir süreklilik yani sekans anlayışı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bunlar filmde kitap isimleri olarak ortaya çıkar ve öykü bir puzzle mantığı ya da kolaj tekniği gibi bütünlenir:
- Kitap: Gelecek on üç kitabı yayıncıya bildiren izlence niteliği taşır.
- Kitap: Masumun Kitabı
- Kitap: Aptalın Kitabı
- Kitap: Güçsüzlüğün Kitabı
- Kitap: Teşhircinin Kitabı
- Kitap: Sevgilinin Kitabı
- Kitap: Gençliğin Kitabı
- Kitap: Baştan Çıkarıcının Kitabı
- Kitap: Gizler Kitabı
- Kitap: Sessizliğin Kitabı
- Kitap: İhanete Uğrayanların Kitabı
- Kitap: Doğumlar ve Başlangıçlar Kitabı
- Kitap: Ölünün Kitabı
KODLAR
Çerçeveleme, kompozisyon ve renk araştırmasının yanı sıra, yansıma ve yansıtılmanın ışık-gölge tekniğine dayandırılarak yarattığı anlam; Peter Greenaway’in özgün üslubunu yansıtır. Daha önceki filmlerinde olduğu gibi yine bir sergi vizyonundan hareketle, sekanslardan oluşan film, sahnede normal görüntünün yanında beliren küçük çerçeveler aracılığıyla şimdiki zamanın öncesini ve sonrasını vererek anın derinlemesine analizini ortaya koyar.
Bu, deneysel bir tavır olduğu kadar ressamların tablonun kenarına aldıkları bütüne ait bir ayrıntı (detay) şeklinde belirir. Greenaway’in belirttiği “yanılsamayı yok etmek” ve “yabancılaştırıcı” bir unsur yaratmak adına kullanılan bu çerçevelemeler (ana ekran-yan ekran), aslında yönetmenin bir ressam gibi çalıştığının ve o filmi yaratan bir kişinin varlığının hissettirilmesi yönünde bir vurgudur.
Greenaway, Tuval Bedenler ile ilk kez Doğuya açılmış ve bu kültürü kendi birikimiyle geliştirerek seyircisine en çok ulaşan filmlerinden birini ortaya çıkarmıştır. Yönetmenin bu yaklaşımı, Empresyonistlerin tavrını akla getirir; çünkü Japon sanatı onlar için bir ilham kaynağı olmuştur. Manet’nin modern çağ görüntüleri ile Japon gravürlerine olan ilgisi buna örnektir. Bir anlamda Greenaway’in sinema alanında Matisse gibi çalıştığını da düşünebiliriz. Matisse, “Duyumların bir resim oluşturacak kadar yoğunlaşmasına erişmek istiyorum” der. Bu ikilik ve görsel hareketlerin çözümlenmesi, Peter Greenaway’in sinemanın olanakları konusundaki görüşleriyle örtüşür.
METAFOR VE METONİMİ
Filmdeki kadın şair, Japon tarihindeki gerçeklikle örtüşür. Heian dönemi şairleri arasında çok sayıda saray kadını yer almıştır. Aşk başlıca konudur; ancak hazdan çok ayrılık acısı gibi kederli temalar işlenir.
Görsel ana ekseni belirleyen kaligrafi, alfabenin kendi başına bir sanat biçimine dönüşmesidir. Aşk ve cinsellik filmde kaligrafik bir eylem olarak tartışılmıştır: “Kitap okur, yazı yazar ve şiir okur gibi birlikte olmak.” Aşk artık kitap olarak anlatılamamakta; ancak yaşanıp bedene yazıldığı anda var olup kalıcılaşmaktadır. Greenaway, aşkın bedene yazılmasını insanların birbirini özneleştirme ve nesneleştirmesiyle ilişkilendirir.
SONUÇ
Greenaway’e göre bu film, dilin görünür biçimi olan kaligrafi üzerinedir; erotizm, edebiyat, resim ve grafik sanatının dijital teknolojiyle görselleştirilmesi için büyük bir olanaktır.
Öyküdeki 10. ve 20. yüzyıllar arasındaki geçişler, çoğul çerçeveli bölümlerle gerçekleştirilir. Burada “çoğul ekranlar” kavramını ortaya koyan Abel Gance etkisi göze çarpar. Greenaway, filmde kullandığı Avid dijital kurgu ile açı oranlarını değiştirebilmiş ve içeriği yansıtma olanaklarını zorlamıştır. Godardvari bir anlayışla zaman kavramlarıyla oynamış, siyah-beyazı hakikat, renkliyi ise fantezi olarak kodlamıştır.
Tuval Bedenler filmi, Avrupa Barok’unu bırakarak çerçevenin dışına taşmak olarak yorumlanabilir. Bedeni bir kadraj gibi kullanan yönetmen, burada tüm imge yüklemelerini ve grafik olanakları idealindeki sinema dilini oluşturmak için kullanmıştır.
Teknik Terimler Sözlüğü
- Kaligrafi: Yazı karakterlerini estetik bir biçimde kullanma sanatı.
- Manierizm: Sanatta aşırılık ve biçimsel karmaşayı önemseyen üslup.
- Metonimi (Düzdeğişmece): Bir kavramın, kendisiyle yakından ilişkili başka bir kavramla ifade edilmesi.
- Edimsel Söz (Performative Speech): Söylendiği anda bir eylemi gerçekleştiren veya bir gerçeklik yaratan sözler.
Share this content:














Yorum gönder