🎬 Üç Maymun Film Künyesi
- Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
- Senaryo: Ebru Ceylan, Ercan Kesal, Nuri Bilge Ceylan
- Yapım Yılı: 2008
- Tür: Dram
- Süre: 109 Dakika
- Oyuncular: Yavuz Bingöl (Eyüp), Hatice Aslan (Hacer), Ahmet Rıfat Şungar (İsmail), Ercan Kesal (Servet)
- Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki
- Önemli Ödüller: 61. Cannes Film Festivali – En İyi Yönetmen Ödülü
🎬 Baba Film Künyesi

- Yönetmen: Yılmaz Güney
- Senaryo: Yılmaz Güney
- Yapım Yılı: 1971
- Tür: Dram, Suç
- Süre: 93 Dakika
- Oyuncular: Yılmaz Güney (Cemal), Müşerref Tezcan (Nil), Yıldırım Önal (Refik Kemal Bey), Kuzey Vargın (Koray)
- Görüntü Yönetmeni: Gani Turanlı
- Müzik: Metin Bükey
- Önemli Ödüller: 4. Adana Altın Koza Film Festivali – En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu (Yılmaz Güney seçilmiş ancak siyasi nedenlerle ödül iptal edilip Cüneyt Arkın’a verilmek istenmiştir.)
ÜÇ MAYMUN
Film cırcır böcekleri sesi ve araba sesiyle başlar. Karanlıktır ve yağmur yağıyordur. Servet (zengin) arabayı sürmektedir. Uykuludur ve kaza yapar. Kazadan hemen sonra şoförü Eyüp’ü arar ve bu kazayı üstlenmesini ister. Ona para vereceğini söyler. Kendisi bir partide seçim için uğraşmaktadır. Tam bunun arifesinde hapse girmesi hayatını da kariyerine de mahveder. İşte bu yüzden şoförü Eyüp ile konuşur ve suçu üzerine almasını, alırsa da çok para vereceğini söyler.
Eyüp evine gelir yatağına oturur, düşünür. Gelen teklife ‘’Tamam’’ dediği bu sahnede izleyiciye hissettirilir. Eyüp ailesi yoksuldur paraya ihtiyaçları vardır. Filmi tren sesi takip eder. Çoğu sahnede tren sesi eşlik eder. Eyüp artık hapishanededir.
Oğlu İsmail filmin devamında okumak yerine çalışmak ister. Yuvadaki çocukları alabilmek için servis şoförlüğü yapmak ister. Annesine bir öneride bulunur: ’’Servet’ten borç para alalım’’ der annesine. Anne: ‘’Babandan gizli iş yapamam’’ der. Filmin durağan ve sessiz gidişatı seyirciyi zaman zaman sıksa da aslında dikkat edildiğinde filmde; kuş sesleri, makine sesleri, tren, su, rüzgar sesleri vardır ve filmin adeta ana müziğidir. Hayatın kendi sesidir. İşlenilmemiş bir doğaya ait mekan tasviri edilmiş gibidir.
Anne oğluna iş arar ve bir süre boyunca bulamaz. İsmail biraz sıkıntılı ve serseri yapıdadır aynı zamanda sessiz ve içine kapanıklığıyla da dikkat çeker. Annesi artık son çare olarak Servet’in yanına gider. Servet pek yanıt vermez sessiz kalır fakat otoritesi hissedilir. Morali bozuktur; seçimi kaybetmiştir. Kadın çalan telefonuyla sahneden ayrılır. Kalkar gider. Çalan şarkı aşk şarkısıdır film boyunca tekrar tekrar dinleriz. Ve etkili noktalarda seyirciyi karşılar.
Odadan çıkan Hacer durakta beklerken Servet onu araba ile eve bırakmayı teklif eder kadın olumsuz karşılasa da direttikten sonra kabul eder ve Servet Hacer’i eve bırakır. Servet; güçlü sert yapılı bir adamdır. Arabada yaptıkları sohbet sırasında Hacer Servet’ten hoşlanmaya başlar. Servet’in Eyüp’e yaptığı teklif sonrasında duyulan deniz fenerinin siren sesi bu sahnede tekrar eder. Siren sesinin bir zaman kavramına karşılık geldiğini sezeriz. Bu bir zaman aralığını temsil eder sanki. Bir şeyin başlangıcı veya bitişi gibidir. Bir şeylerin değişim noktasıdır. Bu sesle gidişatın değişeceği hissedilir. Genel olarak eve giderken bile tren raylarının altından giden ailenin sosyal statünün altında olduğunu zaten sezdirir bize. Eve gelen Hacer oğluna mutlu haberi verir: ‘’Tamam, bu iş oldu’’ der. İsmail haberi aldığında tepkisi donuktur geri dönüt kısadır. Sadece ‘’İyi’’ der. Hacer Servet’le yaptığı konuşmadan çok etkilenmiştir ve artık değişmeye başlar.
Anne (Hacer) artık Servetle gizli gizli konuşur, buluşur. İsmail babasını ziyarete giderken yolda rahatsızlanır ve eve döner. Kıyafetlerini değiştirir. Öksürük sesi gelince annesinin odasına bakar. Daha sonra gözüne masadaki bıçak ilişir. Ama gelen kuş sesiyle kendine gelir. Sessizce evden uzaklaşır. Dışarda arabada oturur. Evden Servet çıkar ve İsmail görür. Servet uzaklaşınca İsmail eve gider. Masanın üzerindeki bardakları görünce evde kim vardı diye sorunca annesi arkadaşım Melda buradaydı der. Ama İsmail elbette inanmaz. ’’Servet ibnesini evden çıkarken gördüm’’ der. Annesine tokat atar ve evden çıkar uzaklaşır. İsmail babasını tekrar ziyaret ettiğinde annesinin onu aldattığını söylemek iste de yapamaz. Eve geldiğinde annesi ona araba alacağı parayı bırakmış ve çıkmıştır.
İsmail eve gelir, yatağına uzanır ve o ana filmin gidişatından tamamen farklı bir an yaşanır. Kapı (salon) aralanır, su sesi eşliğinde ayak sesi hissedilir. İsmail yatakta yarı uyanık ona doğru gelmekte olan bir çocuk hisseder ve çocuk çırılçıplaktır. Çocuğun gözleri ve dudakları mordur, kendisine bakar. Bakarken de çocuğun kafasından aşağıya sular dökülür ve çocuk İsmail’e fısıldar gibi “abi” der.
Eyüp hapisten çıkar. Kendisinden gizli araba alındığı için çok kızar. Baba ile oğul yol üzerinde vefat etmiş kardeşleri ziyarete giderler. Hacer ise artık çok değişmiştir. Kocasını karşılamaz zaten kocasını ziyarete de gitmemiştir. Servete bağlıdır ve kocasının hapisten çıkışı umurunda değil gibidir. Filmin hemen her sahnesinde olmazsa olmazdır su ve kuş sesi. Hacer Servet’in peşini bırakmaz evine kadar gider onu hep arar ama hiç ulaşamaz ve konuşamaz. Adam eve girince Hacer banyodadır ve Hacer’in telefonu iki defa çalınca Eyüp telefonu açar. Arayan (özel numara) Servet’tür. ’’Sen ne yaptığını zannediyorsun?’’ şeklinde başlayan konuşmaya Eyüp şaşırır. Kim olduğunu anlayamaz çıkaramaz fakat içine kurt düşer.
Hacer banyodan çıkar yatak odasına geçer Eyüp odaya girer. Hacer kırmızı geceliğiyle yatakta Eyüp’ü bekler ve hiç istekli arzulu değildir. Eyüp Hacer’i sorgular ve araba için aldıkları paranın hesabını sorgular. Hacer’in yanıtı onu tatmin etmez. Cinsel hayatları da hemen hemen bu sahnelerde bozulur. Tekrar telefon çalar. Çalan telefon Eyüp’ün canını sıksa da Eyüp telefona yanıt vermez. Telefonu açmak yerine yatak odasına girer Hacer’in geceliğini üzerinden sıyırır ve Hacer’e sert bir şekilde dokunur Hacer’i boğacak gibi boğazına doğru ellerini sarar. Hacer hiçbir şekilde Eyüp’ten etkilenmez. Birbirlerine defalarca ‘’Ne oluyor lan sana?’’ şeklinde öfkelerini belirtirler. Hacer bir hayat kadını gibi kahkaha atar. Eyüp kırmızı geceliği yırtar odadan çıkarken Hacer’e terlik atar.
Adam çıkınca Hacer ağlar. O esnada pencereden odaya rüzgar sızar. Rüzgar sanki Hacer’in destekçisidir. Olaylar Hacer’in umurunda değildir.
Eyüp kahvehaneye gelir. Bayram ile sohbet eder. Bayram; sefil, yoksul, yetimdir. Aynı zamanda saftır. Evsizdir, kahvehanede yatar. Aynı zamanda kahvehanede çalışır. Eyüp artık iyi değildir kafası karışmış canı sıkılmıştır Servet’in yanına uğrar. Servet çok heyecanlanır aynı zamanda korkar. Servet parayı Eyüp’e verir. Yalnız Eyüp neden bu kadar fazla para verdiğini anlayamaz. Durumu garipser. İçine kurt düşer.
Hacer çok değişmiştir. Kırmızı elbisesiyle aynadan kendine bakarken odaya bir rüzgar sızar ve artık Hacer daha istekli arzulu bir kadın olarak görünür. Makyaj yapar evden çıkar ve sahilde Servet ile buluşur. Servet kadına kızar ‘’Beni bir daha rahatsız etme, etmeyin’’ diye bağırır. Hacer Servet’e bağımlı gibidir. Servet Hacer’in içindeki kırmızıyı çıkartmıştır. Hem zayıf hem de arzuludur artık Hacer. Kırmızı ojesini silerken Eyüp’ün ona bir pisliğe bakar gibi bakması dikkat çeker. Eyüp de Hacer’den uzaklaşır İsmail bu duruma üzülür.
Bir gece yarısı polis eve baskın yapar aileyi karakola götürür ve sorgular. Polis Eyüp’e; ’’Servet en son eşinle görüşmüş’’ der. Servet en son Hacer’i aramıştır. Onla buluşmuş ve artık Eyüp karısının kendisini aldattığını tam algılar. Eyüp yatağında düşünür. Ve o an rüzgarla kapı aralanır ve Eyüp’ün boynunda bir çocuk eli görülür Eyüp ağlar. Bu çocuk ailenin ölen çocuğudur. İsmail annesiyle balkonda konuşur ve itiraf eder “Servet’i ben öldürdüm” der. Eyüp balkona gelir İsmail gitmiştir. Hacer aşağıya doğru bakar halde duvarın üzerine oturmuştur. Eyüp bir an korksa da geri çekilir Hacer atlasa da tepkisiz olarak izleyecek gibidir. O anda ezan ve tren sesi birbirine karışır. Eyüp geri dönüp baktığında Hacer ve oğlu masadadır otururlar ve Hacer ağlıyordur.
Odada üç kişi; baba, oğul ve karısı… Eyüp Servet’i öldürenin oğlu olduğunu öğrenir. Dışarı çıkar düşünmek için belki de… Karısı ‘’Nereye gidiyorsun?’’ dediğinde Servet (Eyüp) karısının ya yatmasını ya da kendisini atması gerektiğini söyler. Evlilik bağı kopmuştur. Eyüp evden uzaklaşmadan tekrar yukarıya bakar Hacer tekrar duvarın üzerinde aşağı bakar halde oturur. Hacer ona bakar gülümser ardından ciddileşir aşağıya bakar. Eyüp gülümser: ’’Saçmalama, in aşağıya…’’ der. Eyüp aşağıya iner yukarıya bakar Hacer atlayacak mı diye… Eyüp sokakta yürürken tekrar ezan sesi duyulur. Camiye gider namaz kılmaz ya da elini açıp dua etmez sadece düşünüyordur. Gün ağarırken karakolun önüne girse de içeriye giremez. O sahnenin hemen ardından Eyüp’ü kahvehaneye gelmiş görürüz. Eyüp ve Bayram masada konuşurlar. Aralarında:
Eyüp:
– Ha burada yatmışsın ha kahvede yatmışsın ne fark eder ki? Kahve geceleri buz gibi olur orada kalorifer var. Sıcacıktır üç öğün yemek de var. Çıktığında elinde toplu bir para olur kendine bir iş yeri açabilirsin.
der.
Bayram düşünür ve hemen sonraki sahne gelir. Eyüp evine gelmiştir. Oğlu ve karısı yatmaktadır. Bu sahnede anlarız ki Bayram teklifi kabul etmiştir. Eyüp oğlunu kurtarmıştır. Eyüp balkonda durur denize bakar; yağmur, deniz, martı, gök gürültüsü, tren sesi ve Eyüp…
İtiraf edebilirim ki son sahne beni çok etkiledi. Hem ses hem de görsel açıdan… Filmin başı ve sonu sanki bir bütündü. Filme yağmurla girilmişti. Servet yağmurlu bir günde kaza ile birinin ölümüne sebep olmuştu. Şimdi ise yine yağmurlu bir gündü. Eyüp’ün oğlu İsmail Servet’i öldürmüştür.
Üç maymun Eyüp, Hacer ve İsmail’dir.
BABA
Film dramatik bir müzik eşliğinde başlar, ekranda Cemal vardır yani Baba (Yılmaz Güney) pencereden dışarı bakar ve sağ eli ile ağzını kapatmıştır. Sahil kıyısında vapur martı seslerinin olduğu yerde yalnız alt katında kalmaktadır. Cemal ve ailesi; Cemal, karısı, anası ve iki çocuğu vardır o evde.
Filmin konusu, fakir bir aile babası olan Cemal Almanya’ya gitme hayali içindedir. Almanya’da çalışabilmek onun tek umududur. İki çocuğu, anası, yeni doğmuş bir bebeği ve karısıyla zengin bir ailenin deniz kenarındaki yalısında kalmaktadırlar. Kıt kanaat geçinmektedirler.
Cemal, yalının sahibi Refik Kemal’in kahyası, evin bekçisi, küçük bazı işleri yapan biridir. Temiz, çalışkan ve saftır Cemal. Film Cemal’in ailesinin kaldığı evin içinde başlar Cemal sağ eliyle ağzını kapamış dışarıyı seyretmektedir dalar gider. Martı sesleri, vapur sesleri vardır daha sonra kamera içeriye girer iki çocuk (bir kız bir oğlan) siyah önlükleriyle duvara yaslanmış kitap okurlar. Cemal’in annesi yeni doğmuş bir bebeği ayağında sallar ve ona ninniler söyler filmin sonuna kadar annesi hep bunu yapar çamaşır yıkar ve bebekle ilgilenir. Yemekte çocukları Ali annesinin kulağına bir şeyler fısıldar annesi ‘’sonra sonra’’ der. Babası sorar ‘’ne oldu?’’ diye annesi söyler çocuğun okuldan öğretmen ‘’mandalin’’ der. Burada saf ve biraz da cahil kalmış insanı görürüz. Belki de anne bilmez mandolini, hiç görmemiştir duymamıştır.
Baba şu an paramız yok ama Almanya’ya gidersem alırım der güzel bir şekilde kız çocuğu da bebek ister Baba tamam kızım alırım der Belki de her şey işte bunun içindir. Mandolin, konuşan bebek, bisiklet…
Refik Kemal Bey’in oğlu Koray serseri, mafyadır, çapkındır gece alemlerine takılır. Cemal, Koray’ın getir götür işlerini, sevgilileriyle yalıya gelişlerinde kayığı sürer. Koray sevgilisiyle yalıya geldiğinde Cemal’in karısı çok düşünceli bir şekilde pencereden onlara bakar arkasında kaynanası vardır yaşlı yorgun ama Cemal’in karısı çok güzeldir burada bize gençlik ve yaşlılık gösterilir gibidir. Karısı o hayatı aslında istemektedir ama sabırlıdır kocasını hep teselli eder. Çocuklar babasına çok düşkündür. Her gidişinde ağlar ama bu sadece düşkün olmalarından mı yoksa motora binmek için midir belki de ikisi içinde…
Cemal Almanya’ya gitmek için doktor kontrolüne gider. Almanların diş kontrolü yaparak kabul edip etmediklerini, o zaman Almanların tek ırk politikası pangermenizmi burada görüyoruz aslında kendi ırklarının üstünlüğünü savundukları gerçeği bir daha gösteriyor kendini. Cemal’in dişi eksik diye gidemiyor. Cemal kahvehaneye gelir aynadan bir süre kendine bakar müzik çalar o esnada ağzını kocaman açar ve birden etrafına bağırır “açın ağzınızı açın” diye.
Bunalıma girmiştir bu yapılan çok ağrına gitmişti, sinir krizi geçirmiştir bir süre. Cemal’in bağırmasıyla diğer sahne gelir ve karede Koray eski düşmanlarından birini vurur…
Karısı Cemal’e çok düşkündür ve çok merak eder. Teselli eder zaman zaman. Cemal yorgun yatağına uzanır karısı üstünü soyarken Cemal’in annesi onları görür fakat battaniye ile üzerini örter ve çifte bakmaz. Çünkü ev küçüktür hepsi aynı odada yatar. Cemal evde yorgundur bunalıma girmiş yatarken Refik Kemal Bey ailesi çocuğunun derdine düşmüştür. Avukatların akıl danışmanlığı üzerine Refik Bey Cemal’den suçu üstlenmesini ister. Saat tik takları eşliğinde odadaki sessizlik devam eder. Refik Kemal, Cemal ile görüşmek üzere yüz yüze gelir Cemal’e Almanya’ya giderse ne kadar para kazanacağını sorar. Ve gitmediği halde o parayı kazanabileceği başka bir yol sunar. Suçu üstlenirse o parayı kendisi verecektir. O an Cemal’in aklına çocuklarının istekleri gelir. Çocukların isteklerini almaları ve ailesi ile ilgilenilmesi karşılığında gelen teklifi geri çevirmeyeceğini belirtir.
Cemal ailesine yalan söyler ve teklifi kabul eder. Aile Cemal’i Almanya’da çalışacak olarak bilir. “Hiç olmazsa çocuklar kurtulur” der karısına.
Cemal eşine:
– Evin erkeği olacaksın, bizi rezil etme namusum şerefim sana emanet.
der.
Cemal hapse girer ve bazı kimselerle iyi dost olur. Filmin genelinde müzik vardır. Çocuklar bir gün sonra Cemal’in fedakarlığı üzerine hayallerine kavuşmuştur. Karısı sık sık Cemal’in ziyaretine gelir. Karısına “çocuklarım rahat yaşasınlar varsın babalarını kötü bilsinler önemi yok” der. Bu söz bir babanın yapabileceği en büyük fedakarlık aynı zamanda en ağır sözdür. Karısı Cemal’i özler. Bir gün Koray yalıya gelir. Sinirleri bozuktur rahatlamak için gelmiştir. Cemal hapiste sessizdir çok konuşmaz her şeyi içinde yaşar. Okulda müzik dersinde öğretmen mandolini çalarken Ali ağlar. Çok istediği mandolin elindedir fakat ağlamaktadır. Öğretmenine; ‘’Babam Almanya’ya gitti, onu çok özledim’’ der.
Karısı Cemal’i özler ziyaretine devam eder. Koray bir gün çok sarhoştur ve Cemal’in karısı evi temizlerken bacaklarına bakar etkilenir ve ona tecavüz eder kadın “Cemal” diye bağırır ama nafile kadının zayıf oluşunu görürüz burada. Cemal’e 24 yıl hapis verilir.
Karısı hastalanır depresyona girer. Karısı bebeğini cami avlusuna bırakır. Geri dönmek istese de yapamaz ve ağlayarak uzaklaşır. Cemal’in annesi çocukları evlatlık verir ve evden kaçar.
Refik Kemal Bey ölür. Bütün olanları Cemal arkadaşından öğrenir. Af çıkar ama Cemal bu aftan yararlanamaz. Arkadaşları onu hiç yalnız bırakmaz cezası bitince gider onu alırlar. Çıktığı zaman soğukkanlı, sakin, yorgundur.
Cemal arkadaşının mekanında (kumarhane) oğlunu 24 yıl sonra ilk kez görür. Ona babası olduğunu söyleyemez. Çocuk babasına bakar tanır gibidir ama emin olamaz bir şeyler kesin olmasa da izleyici çocuğun babasını tanıdığını hisseder. Oğlu babasının Almanya’da kadınların koynunda öldüğünü bilir. Arkadaşları babayı bir mekana götürür. Oradakiler Koray’ı arayan adamlarıdır. Baba tesadüfen kızını o evde bir hayat kadını olarak bulur.
Filmin devamında Saliha (kızı) babasına kaçar. Her şeye tövbe eder. Hamamda 41 tas suyla helal eder kendini. Gece kulüpleri barlar kızını bu yola sürüklemiştir. Baba o mekanlarda kızına zarar verenleri bulur ve döver ve kız tamamen o yoldan çıkmış olur.
“Burnumu, benliğimi her şeyimi burada kaybettim de Saliha.” (Saliha estetik yaptırmıştır.) “Babam olsaydı evim olsaydı buralara gelmezdim” der. Babanın evin direği oluşu anlatılmıştır burada. Baba kızını alır ve kurtarır o hayattan. Kızı aynı masumluktadır saf ve temizdir. Arkadaşları Koray’ı bulur. Cemal Koray’ın adresine gider. Kapıyı aralar Koray ile göz göze gelir. Ve filmin başlangıcında Refik Bey’in evindeki o an gibi tik tak sesleri duyulur ve bu ölüm anının göstericisidir. Koray yalvarsa da Cemal onu öldürür. Kapı bir daha açılır içeriye biri daha girer ve babayı vurur bu onun oğlu Ali’dir. Ali Koray’ın adamı olmuştur. Baba oğluna, Ali babasına bakar tam o sırada Ali:
– Baba! diye bağırır.
Cemal’in oğluna bakışıyla oğlunun çocukken yaptığı konuşma gelir aklına… Bir çocuk gibi şaşkındır ve gülümseyerek bakar oğluna. Sahneye; MANDOLİN, BEBEK, BİSİKLET konur. Baba, oğul ve kızının bulunduğu bir karede kalakalır sahne.
FİLM KARŞILAŞTIRILMASI 1 – ORTAKLIKLAR
| BABA | ÜÇ MAYMUN |
| Karısı Cemal’i hep ziyarete gider. | Hacer Eyüp’ü hiç ziyarete gitmemiştir. |
| Cemal karısı ile daha çok diyalog halindedir. | Eyüp ve Hacer çok diyaloğa girmez. |
| Cemal karısına hapse gireceğini söyler. | Eyüp karısına söylemiş midir? Bilinmez. |
| Koray Cemal’in karısına tecavüz eder. | Hacer, Servet’in koynuna kendi arzusuyla girer. |
| Cemal ve ailesinin maddi durumu çok kötüdür. | Eyüp ve ailesi daha iyi durumdadır. |
| Filmde müzik fazla kullanılır. | Filmde müzikten çok nesne, doğa sesi hakimdir. |
| Cemal babadır ve suçsuzdur. | Eyüp de suçsuzdur ama Refik Kemal’in rolüne bürünür. |
| Cemal’in karısı namusunu korumaya çalışmıştır. | Hacer bunu istememiştir. |
| Aile dağılır (içten ve dıştan). | Aile içten parçalanır ama sonda üçü bir aradadır. |
| Hapishane ayrıntılı tasvir edilir. | Hapishaneyi göremeyiz. |
FİLM KARŞILAŞTIRILMASI 2 – FARKLILIKLAR VE AYRINTILAR
- BABA: Yağmurlu günde Refik Bey babayı çağırmıştır. / ÜÇ MAYMUN: Yağmurlu bir günde Servet Eyüp’ü çağırmıştır.
- BABA: Önemli anlarda tik tak sesi duyulur. / ÜÇ MAYMUN: Önemli anlarda deniz fenerinin siren sesi duyulur.
- BABA: Babası her şeyi çocuklar için kabul eder. / ÜÇ MAYMUN: Eyüp de çocuklar için kabul etmiştir.
- BABA: Ali baba hapisteyken Koray’ın adamı olmuştur. / ÜÇ MAYMUN: İsmail de baba hapisteyken serseri olmuştur.
- BABA: Önemli olayların olduğu an zamanın (saatin) sesi duyulur. / ÜÇ MAYMUN: Aynı şeyler Üç Maymun filminde de olur.
- BABA: Kızı masum saf temizdir. / ÜÇ MAYMUN: Ölen oğlu masum saf temizdir.
Filmlerdeki Karşıtlıklar ve Semboller:
- Üç Maymun: Çocuk hem serseri hem içine kapanıktır. Suçlu-suçsuz teması.
- Baba: Zengin-fakir, İyi-kötü, Yaşlı-genç, Masum-çıkarcı, Suçlu-suçsuz diyalektikleri.
- Semboller: Mandolin, bebek, çanta, namus, deniz, bisiklet.
- Mekanlar: Yalı, kahvehane, hapishane, kumarhane, Koray’ın evi.
Editörün Notu: Nuri Bilge Ceylan’ın 2008 yapımı Üç Maymun filmi ile Yılmaz Güney’in 1971 yapımı Baba filmi, Türk sinemasında “vicdanın bedeli” ve “sınıfsal çaresizlik” temalarını işleyen en güçlü iki eserdir. Her iki filmde de babaların, ailelerinin geleceği için özgürlüklerinden vazgeçişleri, toplumsal bir yaranın sinematik dışavurumudur. Özellikle ses kullanımı (Üç Maymun’da doğa sesleri, Baba’da saat sesi) bu trajediyi izleyiciye hissettiren en önemli unsurlardır.
Share this content:














Yorum gönder